Şimdi,
Sevgili insanlar, güzel insanlar, canım insanlar. Biliyorum ki hepiniz aslında güzelsiniz. Ama inanın ki hiç umrumda değilsiniz şu an. Aslında umrudasınız da. Yani umrumda olsanız sizin için nedir, olmasanız nedir. Haklısınız, orası öyle. Ancak bu bağlamda ilk olarak canım insanlar, haberleri okumayı bıraktım, bilesiniz.
Biliyorum, yani insan dediğin kesin olarak bilememek üzerine varedilmiş bir canlı türü olsa da, ben bildiğime inanıyorum ki sizler de ben de o da bu da şu da hatta öteki bile benzer tahayyüller içerisinde çırpınmakla bitap düşmüşüz. Ama şimdi dürüst olmuyorum bakın. Benzer duygular içerisinde olmamız bizi aynı kılmıyor. Peki öyleyse insanlar biz neyin peşindeyiz? Ulan insanlar…
Evet uzattıkça uzatıyorum, hani divan şiiri yazan şair-ül bülbüller bilirsiniz ki dertlerini anlatmadan önce bir iki dize bağlantısız şeylerden bahsederler ya. Bu biraz sanki hani bir derdimiz dolayısıyla bir insanı arayıp ayıp olmasın diye hal hatır sormak gibi. Yani doğrudan konuya atlamaktansa bi halini hatrını sormalı di mi? İnsan dediğin üzülebilen gibi varlık en nihayetinde, üzmemek lazım. Üzülmek kötü siz de bilirsiniz ki.
Hala derdimi anlatmaktan kaçtığım doğrudur. İşte yakaladınız şimdi beni. Ulan insanlar, nasıl da samimiyetsiz haller içerisindeyim de mi? Az önceden beri yok canım insanlar, yok cicim insanlar yok şöyle insanlar derken bir anda ulan insanlara döndüm. Ama siz sanki biraz ulanlık gibisiniz. Değil misiniz? Tenzih etmekle sıkıntım yok ama istisnaların kaideyi bozduğu bi dünyaya olan o yüce inançta ben de sizdenim canım/ulan insanlar.
Tamam. Paragraflar nihayete erdirmeyecek bu iç sıkıntısını. Ama gelin görün ki öylesine savaşlar, çatışmalar, kurşunlar ve hatta şahikalar patlıyor ki beynimin bir yeresinde, kimi haklı çıkaracağımı bilemiyorum. Haklı ne ulan deseniz, yemin ediyorum alnınıza öpücüğü kondurup baş köşeye oturtucam sizi. İnsanların saçmalamak üzerine bir sınırı olmalı mı? İrade biraz orospu çocuğu birisi değil mi sizce de?
Hayatımın büyük bir bölümünü “peki ama bunun için mantıklı bir neden söyle” dedim. Ne zaman benden bahsetsem egoist olduğuma dair korkulara kapılıyorum. Bunu da itiraf ettikten sonra sürdürebilirim ancak sözümü. Evet dedim. Birisi de kafama, olmadı ağzıma vurup ne diyon lan sen demedi. Dese, yani gelip bak mahmut mantık mantık diyorsun ama mantık bunun neresinde dese onu da baş bir köşeye oturtup bir daha hiç bırakmicam. Gel yarim ol, sevdalım ol, hercaim ol diye en ağırından Çelik haller bile yaşicam. İşte ulan insanlar, tüm bunları da bir mantık çevresinde yazdığımdan, kayışı koparmak konusunda büyük sıkıntılar yaşadığımdan kendi kendimden şikayetçiyim. Yarın kaymakamlığıma gidip tatil demeden dilekçe vericem. Dicem ki, ulan kaymakam ki kaymakamların hepsi ulandır, devlet neredeyse gelsin alsın benim bu mantığımı. Hayır ulan kaymakam, benim mantıktan sıyırabildiğim tek bir zaman var kaymakam, o da kaymaklım kolektif bir sıyırmak üzerin deruni şüpheler peşinde. O şüpheleri de veren benim ulan vali. Aha vali. Lan vali, hepiniz var ya çok sikik adamlarsınız. Yeri gelmişken söyliyim istedim.
Ben yoruldum o yorulmadı. Midem hele, o şimdiden intikam peşinde. Haklısın, haklı olmakta bile haklısın. Ama ben de eminim, üstelik ben her türlü eminim. Şu an eminliğin kitabını bile yazıp en az iki üç tane satabilirim. Aklımı sikiyim, yine hiç bişi anlatamadım.
Hastanın iletişim yollarında büyük engeller tespit edimiştir. Gereğini ister yapın, isterseniz yapmayın.